Ceza Hukuku

GELENEKSEL CEZA HUKUKU KALIPLARININ DIŞINDA BİR MAĞDURİYET: YARGITAY EMSAL KARARLARI IŞIĞINDA ÖRSELENMİŞ KADIN SENDROMU

ÖRSELENMİŞ KADIN SENDROMU

Bu makalede; meşru savunma, haksız tahrik ve kusurluluk bağlamında örselenmiş kadın sendromu, Yargıtay ve yerel mahkemelerin emsal kararları üzerinden analiz edilmektedir.

1. Giriş ve Psikolojik Temel: Şiddet Döngüsü ile Öğrenilmiş ÇaresizlikÖrselenmiş Kadın Sendromu teorisi, Dr. Lenore Walker tarafından ortaya konmuş ve temelde iki dinamikle açıklanmıştır: Şiddet döngüsü ve öğrenilmiş çaresizlik.

  • Şiddet Döngüsü: İlişkide gerilimin tırmanması, akut şiddet patlaması ve erkeğin pişmanlık gösterdiği "balayı" evresi şeklinde kendini tekrarlar.
  • Öğrenilmiş Çaresizlik: Kadın ne yaparsa yapsın şiddeti engelleyemeyeceğini idrak ettiğinde, sistemden kaçma inancını yitirir ve ağır bir psikolojik felç (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) yaşar.

Ceza hukukundaki asıl kırılma noktası, bu sendroma yakalanan kadının kendisini korumak için kocayı şiddet anında değil, onun savunmasız olduğu (örneğin uyuduğu ya da arkasını döndüğü) bir anda öldürmesiyle ortaya çıkar. Geleneksel ataerkil hukuk kalıpları, bu durumu "tasarlayarak adam öldürme" kapsamında görmeye meyilliyken, sendrom yaklaşımı olayı kesintisiz ve zamana yayılmış bir saldırı olarak kabul eder.

2. Türk Ceza Hukukundaki Uygulama Alanları ve Yargısal YaklaşımlarTürk Ceza Kanunu (TCK) uygulamasında örselenmiş kadın sendromu yaşayan faillerin durumu genellikle üç ana kurum çerçevesinde ele alınmaktadır:A. Meşru Savunmada "Saldırının Güncelliği" ve Sınırın Aşılması (TCK m. 25 & 27/2)Meşru savunmanın kabulü için saldırının "gerçekleşmekte, gerçekleşmesi muhakkak veya tekrarı muhakkak" olması aranır.

  • Geleneksel Yaklaşım ve Katı Çizgi (Çilem Doğan Vakası):
    Adana'da kendisine sistematik şiddet uygulayan ve fuhşa sürüklemek isteyen eşini vuran Çilem Doğan davasında yerel mahkeme eylemi meşru müdafaa kapsamında görmemiştir. Kararda sistematik şiddet kabul edilse de, olay anında doğrudan hayati bir tehlike bulunmadığı gerekçesiyle eylem "haksız tahrik" indirimiyle cezalandırılmıştır. Bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından 04.11.2021 tarihinde onanmıştır. Karara muhalif kalan Mahkeme Başkanı ise tam aksine kadının sürekli şiddet altında "meşru müdafaa" hakkını kullandığını belirterek beraat etmesi yönünde şerh düşmüştür. Bu dava, Türk yüksek yargısının meşru müdafaada "zaman ve eş zamanlılık" unsuruna hala oldukça katı ve geleneksel yaklaştığının en somut kanıtıdır.
  • İleri Dönem Esnek Yaklaşım (Melek İpek Vakası):
    Örselenmiş kadın sendromunun hukuken açıkça telaffuz edildiği en önemli kırılma noktası Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Melek İpek davasıdır. Gece boyu kelepçeli şekilde işkence gören kadın, kocasının kendisini ve çocuklarını öldüreceği tehdidiyle evden çıkması ve geri dönmesi esnasında eşini vurmuştur. Mahkeme gerekçeli kararında; kadının eyleminin geçmiş travmaların getirdiği "koruma içgüdüsünden" kaynaklandığını, kin veya öç alma amacı taşımadığını saptamıştır. Bu doğrultuda TCK m. 27/2 uyarınca, maruz kalınan sürekli şiddetin yarattığı heyecan, korku ve telaş nedeniyle meşru savunma sınırının aşılması kabul edilmiş ve kadına ceza verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

B. Haksız Tahrik Müessesesi (TCK m. 29)Yargıtay, meşru müdafaa sınırlarının dahi oluşmadığı (örneğin koca uyurken eylemin gerçekleştiği) vakalarda, haksız tahriki "bütüncül" bir yaklaşımla ele almaktadır.

  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi, T. 13.07.2011, E. 2011/1267, K. 2011/4491:
    Bu emsal kararda, yıllarca biyolojik babasının sistematik cinsel saldırısına maruz kalan genç bir kadının eylemi incelenmiştir. Fail, babasının cinsel istismarlarının bitmeyeceğini, evlense dahi babası tarafından bu baskının devam ettirildiğini görerek babasını öldürmüştür. Yargıtay, olay anında aktif bir cinsel saldırı olmasa dahi, geçmişteki eylemlerin sürekliliğini ve fail üzerinde yarattığı "şiddetli elem ve öfkeyi" dikkate almıştır. Mahkemenin olayı dar bir zaman dilimine sıkıştırmayıp geçmişe yaygın bütünsellik içinde ele alması, örselenmiş kadın sendromu mantığının haksız tahrik üzerinden hayata geçirilmesidir.

C. İsnat Yeteneğinin Etkilenmesi (TCK m. 32)Doktrinde savunulan güçlü bir diğer görüşe göre, sürekli istismara uğrayan kadın klinik düzeyde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yaşamaktadır. Bu sendrom, kadının o andaki algılama yeteneğini ve davranışlarını yönlendirme kabiliyetini sakatlayabilir. Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak psikiyatrik raporlarla kadının eylemi esnasında irade yeteneğinin zayıfladığı kanıtlandığı takdirde TCK m. 32 (Akıl Hastalığı/Kusur Yeteneği) uyarınca ceza indirimi veya cezasızlık gündeme gelebilmektedir.

3. SONUÇ

Örselenmiş Kadın Sendromu, Türk Ceza Hukuku mevzuatına doğrudan yazılı bir norm olarak girmemiş olsa da, yargı kararlarında içtihat düzeyinde bir zorunluluk haline gelmektedir. Yargıtay'ın geleneksel "olay anı" odaklı dar bakış açısı (Çilem Doğan kararında olduğu gibi) halen ağırlığını korusa da, yerel mahkemelerin bütüncül yaklaşımları (Melek İpek kararı gibi) meşru savunmanın ataerkil sınırlarını zorlamaktadır. Türk Ceza Hukuku'nun adil ve toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir perspektif kazanabilmesi için, Adli Tıp Kurumu bünyesinde uzman psikiyatrların da yer aldığı "sendrom tespit mekanizmaları" kurulmalı; Yargıtay ise tehlikenin "güncelliği" kavramını, sistematik aile içi şiddet vakalarında "kesintisiz bir tehlike hali" olarak yeniden yorumlamalıdır.